Diyaliz Nedir ve Nasıl Uygulanır?
Diyaliz, böbreklerin artık yeterli düzeyde çalışamadığı durumlarda kanın filtrelenmesini ve vücuttaki atık maddelerin uzaklaştırılmasını sağlayan yapay bir arındırma yöntemidir. Sağlıklı böbrekler günde yaklaşık yüz seksen litre kanı filtreleyerek üre, kreatinin ve fazla sıvı gibi metabolik atıkları vücuttan uzaklaştırır. Kronik böbrek hastalığının son evresinde veya akut böbrek yetmezliğinde bu hayati fonksiyonların yerine getirilmesi için diyaliz tedavisi gerekli hale gelmektedir. Dünya genelinde milyonlarca insan diyaliz tedavisiyle yaşamını sürdürmekte ve bu sayı her yıl artmaktadır.
Diyaliz Ne Zaman Gerekir?
Kronik böbrek hastalığı beş evre halinde sınıflandırılır ve diyaliz genellikle beşinci evrede yani son dönem böbrek yetmezliğinde başlanır. Glomerüler filtrasyon hızının on beş mililitrenin altına düşmesi diyaliz için genel bir eşik olarak kabul edilmekle birlikte, klinik karar yalnızca laboratuvar değerlerine değil hastanın semptomlarına da bağlıdır. Üremik belirtiler, kontrol edilemeyen hipertansiyon, refrakter sıvı yüklenmesi, hiperkalemi ve metabolik asidoz diyaliz endikasyonlarıdır.
Akut böbrek yetmezliğinde ise diyaliz acil hayat kurtarıcı bir müdahale olarak uygulanabilir. Ağır hiperkalemi, şiddetli metabolik asidoz, pulmoner ödem ve üremik ensefalopati acil diyaliz gerektiren durumlar arasındadır. İlaç intoksikasyonlarında da bazı zehirlerin vücuttan uzaklaştırılması amacıyla diyaliz uygulanabilmektedir.
Hemodiyaliz
Hemodiyaliz, kanın vücut dışında bir diyaliz makinesinde özel bir filtreden geçirilerek temizlenmesi işlemidir. Diyalizör adı verilen bu filtre binlerce ince hollow fiber membran içerir. Kan bu membranların bir tarafından akarken diğer tarafından diyalizat solüsyonu akar. Difüzyon, ultrafiltrasyon ve konveksiyon mekanizmalarıyla atık maddeler kandan diyalizata geçer ve fazla sıvı uzaklaştırılır.
Standart hemodiyaliz programı haftada üç seans şeklinde uygulanır ve her seans dört saat sürer. Bazı hastalarda kısa günlük diyaliz veya uzun gece diyalizi gibi alternatif programlar tercih edilebilir. Ev hemodiyalizi uygun hastalarda daha sık ve esnek bir tedavi seçeneği sunmaktadır. Tedavi sırasında kan basıncı, kalp ritmi ve ultrafiltrasyon miktarı sürekli izlenir.
Hemodiyaliz için yeterli kan akımını sağlayacak bir damar erişimi gerekmektedir. Arteriyovenöz fistül en ideal kalıcı erişim yoludur; bir arter ile ven cerrahi olarak birleştirilir ve birkaç hafta içinde olgunlaşarak diyaliz için kullanılabilir hale gelir. Arteriyovenöz greft sentetik bir tüple arter ve ven arasında bağlantı oluşturur ve fistülün uygun olmadığı hastalarda alternatif olarak kullanılır. Geçici veya acil durumlarda internal juguler veya femoral vene kateter takılarak diyalize başlanabilir.
Periton Diyalizi
Periton diyalizi, karın zarının doğal filtre olarak kullanıldığı bir diyaliz yöntemidir. Karın boşluğuna yerleştirilen kalıcı bir kateter aracılığıyla diyalizat solüsyonu karın içine verilir. Periton zarı yarı geçirgen bir membran görevi görerek kandalaki atık maddelerin difüzyon yoluyla diyalizata geçmesini sağlar. Belirli bir bekleme süresinin ardından diyalizat drene edilerek taze solüsyonla değiştirilir.
Sürekli ayaktan periton diyalizi en yaygın uygulama şeklidir. Hasta günde genellikle dört kez solüsyon değişimi yapar ve her değişim yaklaşık otuz dakika sürer. Otomatik periton diyalizi ise gece uyku sırasında bir makine aracılığıyla değişimlerin otomatik olarak yapılmasını sağlar. Bu yöntem gün içinde serbest zaman bırakarak hastaların günlük yaşam aktivitelerini sürdürmesine olanak tanır.
Periton diyalizinin hemodiyalize göre bazı avantajları bulunmaktadır. Hastane veya diyaliz merkezine bağımlılık yoktur ve tedavi evde uygulanabilir. Daha fizyolojik bir ultrafiltrasyon sağladığından hemodinamik instabilite daha az görülür. Rezidüel böbrek fonksiyonunun korunmasında daha başarılı olduğu düşünülmektedir. Diyet kısıtlamaları hemodiyalize göre nispeten daha esnektir.
Diyaliz Komplikasyonları
Hemodiyalizin en sık görülen akut komplikasyonu hipotansiyondur. Sıvı çekilmesi sırasında kan basıncının düşmesi baş dönmesi, bulantı ve kramplara neden olabilir. Kas krampları özellikle alt ekstremitelerde sık yaşanır. Diyaliz denge bozukluğu sendromu ilk birkaç seansta görülebilen ve baş ağrısı, bulantı, konfüzyon ile seyreden bir durumdur.
Uzun vadeli hemodiyaliz komplikasyonları arasında damar erişimi sorunları, amiloidoz, kardiyovasküler hastalıklar ve kemik mineral metabolizması bozuklukları yer alır. Fistül trombozu veya enfeksiyonu damar erişimi kaybına neden olabilir. Diyaliz hastalarının kardiyovasküler ölüm riski genel popülasyondan çok daha yüksektir.
Periton diyalizinin en önemli komplikasyonu peritonittir yani karın zarı enfeksiyonudur. Karın ağrısı, bulanık diyalizat ve ateş peritonit belirtileridir. Erken tanı ve antibiyotik tedavisiyle çoğu epizod başarıyla tedavi edilir ancak tekrarlayan veya şiddetli peritonit periton zarının hasarlanmasına ve diyaliz yönteminin değiştirilmesi gerekliliğine yol açabilir. Kateter çıkış yeri enfeksiyonu ve tünel enfeksiyonu diğer enfektif komplikasyonlardır.
Diyaliz Hastalarında Beslenme
Diyaliz hastaları özel beslenme gereksinimlerine sahiptir ve diyet yönetimi tedavinin önemli bir bileşenidir. Protein alımı diyaliz başlandığında artırılmalıdır çünkü diyaliz sırasında protein ve amino asit kaybı olmaktadır. Hemodiyaliz hastalarında günde kilogram başına bir virgül iki gram protein önerilirken periton diyalizi hastalarında bu miktar biraz daha yüksek tutulabilir.
Potasyum kısıtlaması hemodiyaliz hastalarında özellikle önemlidir çünkü hiperkalemi yaşamı tehdit eden kalp ritim bozukluklarına neden olabilir. Muz, portakal, domates, patates ve kuru meyveler yüksek potasyumlu besinlerdir. Fosfor kısıtlaması kemik hastalığının önlenmesinde kritiktir ve süt ürünleri, kuruyemişler ve işlenmiş gıdaların sınırlandırılmasını gerektirir.
Sıvı kısıtlaması özellikle idrar çıkışı azalmış hemodiyaliz hastalarında gereklidir. İki diyaliz seansı arasında alınan kilo sıvı birikimini yansıtır ve aşırı sıvı yüklenmesi akciğer ödemi ve hipertansiyon riskini artırır. Tuz kısıtlaması hem sıvı tutulumunu azaltmada hem de hipertansiyon kontrolünde önemlidir.
Yaşam Kalitesi ve Psikososyal Destek
Diyaliz tedavisi hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Tedaviye bağımlılık, fiziksel kısıtlamalar, diyet sınırlamaları ve kronik hastalığın getirdiği belirsizlik depresyon ve anksiyete riskini artırmaktadır. Hastaların yaklaşık üçte birinde klinik düzeyde depresyon saptanmaktadır. Psikososyal destek, hasta eğitimi ve gerektiğinde profesyonel psikolojik yardım yaşam kalitesinin korunmasında önemli unsurlardır.
Böbrek nakli diyaliz hastalarında en ideal tedavi seçeneği olarak değerlendirilmektedir. Başarılı bir nakil yaşam kalitesini dramatik şekilde iyileştirir ve uzun vadeli sağkalımı diyalize göre artırır. Ancak organ bağışı yetersizliği nedeniyle tüm hastaların nakil olması mümkün olmamakta ve bekleme listeleri uzun kalabilmektedir. Canlı donör nakli bekleme süresini kısaltmakta ve daha iyi sonuçlar sağlamaktadır. Diyaliz hastaları ve aileleri nakil seçenekleri konusunda kapsamlı olarak bilgilendirilmelidir.